18 Eylül 2007 Salı

Monte Kristo Kontu (Alexandre Dumas)


İnsanın, kendini yalnız hissettiği zaman ya da en çaresiz anında sığınacağı ilk liman neresidir? Annesi mi, babası mı, yoksa kardeşi mi? Belki de hiçbiri. Öyle anlar vardır ki bir dost herkese bedeldir. Babamızla, annemizle ya da kardeşimizle rahat rahat konuşamayacağımız bir konuyu en yakın arkadaşımızla paylaşıp, onu dert ortağımız yapmayı seçeriz kimi zaman. Seçeriz çünkü o dosta güvenimiz sonsuzdur. Bizi asla yanıltmazlar. Yoksa yanıltırlar mı?
Kendi halinde, başarılı bir denizci olan Edmond Dantes için kazın ayağı çok daha farklı. Kendisi Marsilya’nın ünlü zenginlerinden Morrel’in gemisi Firavun’un Akdeniz adalarına çıktığı bir seferde gemi mürettebatında çalışmaktadır. Ancak kaptan olarak çıkmadığı bu seferden, kaptanın başına gelen bir talihsizlik nedeniyle kaptan olarak dönmüştür. Ölümcül bir hastalığa yakalanan kaptan seferi sağ tamamlayamaması durumunda Elbe Adası’naki bir görevi yerine getirmesi için Dantes’i görevlendirir. Elbe Adası ise o sıralar sürgünde olan devrik lider Napolyon’un gücünü yeniden toplamak için saklandığı yerdir. Firavun’un kaptanı ölünce Dantes de kaptanının son isteğini yerine getirir. Elbe’de Napolyon ile bizzat görüşür ve ondan Paris’e götürülmek üzere bir mektup aldıktan sonra geçici olarak geminin kontrolünü ele alır. Artık aklında tek bir şey vardır; Marsilya’ya dönüp, aylardır görmediği babasını ve nişanlısı Mercedes’i kucaklamak. Bu düşünce onu olumlu yönde kamçılar. Henüz 19 yaşında olan Dantes de bu kadar genç bir denizciden beklenmeyen bir performansla gemiyi Marsilya limanına getirir. Geminin sahibi Morrel ise Edmond’un bu üstün başarısı karşısında kayıtsız kalmaz ve onu gemisinin yeni kaptanı ilan eder. Fakat bu durum bir kişiyi rahatsız etmiştir. Danglars adındaki bu gemici Edmond’un çocukluk arkadaşıdır ve ondan daha tecrübeli bir denizcidir. Firavun’un hemen hemen tüm seferlerinde de yer almıştır. Mösyö Morrel’in kendisini değil de Edmond’u kaptan yapmasına çok içerler. İşin belası; Danglars, Edmond’un Elbe Adası’na ne için çıktığını adı gibi bilmektedir.
Edmond ise Marsilya’ya ayak basar basman ilk iş olarak babasının yanına gider. Onunla hasret giderdikten sonra ise sıra, burnunda tüten nişanlısı Mercedes’i görmeye gelmiştir. Fakat Edmond, Mercedes’i görmek için onun evine gittiğinde ise Mercedes’in kuzeni Fernand’ın kızı sıkıştırmakta olduğunu görür. Fernand kuzenine aşıktır ve ona Edmond’dan umudunu kesmesi yönünde baskı yapmaktadır. Genç kız ise kardeş gibi büyüdüklerinden yakınarak, Fernand’ın isteğini reddeder. Tüm bunların üstüne aniden ortaya çıkan Edmond’u gören Fernand’ın gözleri nefretle dolar ve selam bile vermeden çeker, gider.
Aradan birkaç gün geçtikten sonra Dantes daha fazla dayanamaz ve bir sonraki sefere çıkmadan Mercedes ile evlenmek istediğini kendisine söyler. Genç kız bu teklife bir hayli sevinir. Artık Dantes için yıllardır beklediği an gelmiştir. Düğün gecesi herkes için hoş başlamıştır. Bu mutlu tablo bir süre sonra kraliyet savcısı Vilfor’un adamlarının düğün yerini basmasıyla son bulur. Savcının adamları Edmond’un ellerine kelepçeleri takmışlardır. Sebebini bilmediği kalleş bir iftiranın pençesinde olan Dantes, krala karşı olan Napolyoncular ile işbirliği yapmakla suçlanmaktadır. Kendisini savcıya ihbar edenler ise dostu bildiği Danglars ve Fernand’dan başkası değildir.
Savcının huzuruna çıkarıldığında savcı Vilfor ona, imparatorun destekçilerinden Paris’e bir mektup taşıyıp taşımadığını sorar. Bunun üzerine Edmond da savcıya kaptanının başına gelenlerden itibaren her şeyi anlatır. Görevin amacından bihaber olduğunu söyler. Akabinde Vilfor’a sözkonusu mektubu uzatır. Savcı zavallı Edmond’un masumiyetine inanmaktadır. Ancak mektubu açıp okuduğunda gözleri yuvalarından fırlar. Nedenine gelince... Savcı Vilfor, devrik imparator Napolyon’un eski destekçilerinden birinin oğludur. Bu durum kral için çalışan savcıda bir utanç yaratmıştır. Açıp, okuduğu mektupta ise yakında krala karşı ayaklanma başlatacak olan Napolyoncular’ın planlarını içermektedir. Vilfor her ne kadar Dantes’in masum olduğuna inansa da kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeyi yeğler. Kendi babasının adının geçtiği bu mektubu onun gözleri önünde yok eder. Daha sonra ise Dantes’e kendisini en kısa zamanda kurtaracağına dair söz vererek, onu İf Şatosu’na hapseder.
Dantes şatoda geçirdiği ilk günlerinde oradan kurtulup babasına ve Mercedes’e kavuşacağına inanmaktadır. Ancak günler aylara, aylar da yıllara dönüşünce Edmond’un pek bir ümidi kalmaz. Tam bu esnada, bir gün hücresinde otururken yerin yarıldığını fark eder. Ortaya bir hayli yaşlı bir adam çıkar. Bu kişi Edmond’un yan hücresinde kalan ve hapisten kaçma ümidiyle yıllardır kazan, ancak yolu Edmond’un hücresine çıkan Deli Faria’dır. Faria çok bilge biridir. Zamanla Edmond ile çok yakın arkadaş olurlar. Edmond’un üzerindeki tüm ümitsizliği bir anda çekip, yok eder. Aynı zamanda onun bilgiye aç biri olduğunu keşfeder. Kendisine birçok alanda ders verir. Beraber yeni bir kaçış plânı yaparlar. Kaçışa çok az bir zaman kalan Faria yaşamını yitirir. Ölmeden önce ise Edmond’a Monte Cristo adasında yer alan bir hazineden bahseder. Edmond Dantes, hocasının ölümüyle tam yeniden ümitsizliğe düşecekken, onun kendisine öğrettikleri sayesinde güçlü kalabilmeyi başardı. Ve bir gece İf Şatosu’nda geçirdiği 14 seneyi arkasında bırakarak, firar etti. Artık ilk işi hazineyi bulmak olan Dantes’in ondan sonra tek bir hedefi kalacaktı; intikam aşını soğutarak yemek.
Dantes Monte Cristo Adası’ndaki hazineyi ele geçirdikten sonra, 14 yıl aranın ardından Marsilya’ya tekrar ayak basar. Değişen pek bir şey yoktur. Babasını ve nişanlısını bıraktığı yere döndüğünde, babasının yıllar önce oğlunun acısına dayanamayarak ölmüş olduğunu öğrenir. Mercedes’ten ise hiç haber yoktur. Kısa bir araştırmanın ardından öğrenir ki Mercedes, Edmond’u yıllarca bekledikten sonra ümidini kesip, artık bir milyoner olan kuzeni Fernand ile evlenmiştir. En yakın arkadaşların Danglars’ın da zenginlik bakımından Fernand’dan aşağı kalır yanı yoktur. Her ikisi de Fransa’nın önde gelen ailelerinden olmuşlardır.

"Bekle ve Ümit Et"

Alexandre Dumas, Monte Kristo Kontu’nu kaleme alırken ana karakter olarak Edmond Dantes’i belirlemiştir. Edmond Dantes karakterini basitçe irdelediğimizde onun hayatını, istemeden de olsa, çaresizlik, sabırsızlık ve ümitsizlik üzerine kurduğunu anlamak mümkün. Dantes basit bir denizciyken eline geçen fırsatı iyi değerlendirmiş ve büyük bir fırsat yakalamıştır. Ancak bu fırsat hayatının 14 senesine mâl olmuştur. Etrafına saygısından ötürü herkesin takdirini toplayan bir adamın düşmanı olabilir mi? Bu mümkün mü? Edmond Dantes için bu sorunu cevabı “evet”. Gerçek yaşantıda da bu böyle değil midir? Hayatını belli bir düzene sokmuş, başarılı ve iyi kalpli kimseler yaşamaz mı en büyük felaketleri? Hayatındaki en önemli iki şeyden biri babasıdır. Diğeri ise nişanlısı Mercedes’tir. Yaşamını bu insanları mutlu edebilmek için kurmuştur. Fakat en yakın arkadaşları kıskançlığın pençesine düşüp onu sırtından vurmuşlardır. Dantes hayatının en parlak yıllarını İf Şatosu’nda hapis olarak geçirmiştir. Aradan geçen 14 yılın ardından bir şekilde firar eden Edmond, bulduğu hazineyle birlikte güç ve erk sahibi biri olarak Marsilya’ya geri döner. İntikam çanları acı acı çalmaktadır. Bu noktada ana karakter olan Edmond’un intikamını, elde ettiği hazine sayesinde aldığını ve paranın bu dünyada insanların güç elde edebilmesi için ne kadar önemli olduğunu görürüz. Tüm bunlara karşın Edmond geçen yıllar için ümit etmenin ve beklemenin önemi anlamıştır. Düşmanlarına karşı da fiziksel güç yerine zekasını kullanmıştır. Elini kana bulamadan nasıl intikam alınacağını da okuyucuya kanıtlamıştır.

Zenginlik Her Şey Değildir

Kitabı okuduğumuzda anlarız ki insanın sahip olduğu zenginlik bazen ona her şeyi veremeyebilir. Bu kural gerek Dantes için, gerekse onu arkasından vuranlar için değişmez. Hepsi için sonuç aynıdır. Serveti sayesinde kalan yaşamını rahatça sürdürebilecekken o, bu yolu seçmemiştir. Edmond Marsilya’ya döndüğünde görür ki Danglars, Fernand ve hatta Mercedes hayatlarını kendi çıkarları için kurmuşlardır artık. Ancak hiçbiri yeni ismi Monte Kristo olan Edmond’dan daha iradeli olamamışlardır. Deyim yerindeyse paranın kölesi olmuşlardır. Monte Kristo ise elde ettiği servetle istediği kötülüğü yapabilecek güce sahip olmasına rağmen şiddet içeren bir intikam yolu seçmemiştir. Yıllar onu son derece geliştirmiş, gezdiği yerler ve okuduğu kitaplar sayesinde bilgisine bilgi katmıştır. İntikam zamanı gelip çattığında ise tüm servetini paragöz düşmanlarını kıskandırıp, onların ilgisini kendi üzerine çekmek için kullanmıştır. Fernand, Danglars ve eski aşkı Mercedes avucuna düştüğündeyse kedinin fareyle oynadığı gibi onlarla oynamıştır. Uzun lafın kısası Monte Kristo gücünü klişe Amerikan filmlerindeki gibi çelik kaslar ve silahlardan değil, Edmond’u Monte Kristo’ya çeviren parlak zekası, inceliği, zarafeti, asaleti ve en önemlisi sabrından almıştır. Haliyle sadece yıllarını çalan sözde dostlarını değil, onları tüm aileleriyle birlikte cezalandırmak yolunu seçer. Danglars ve Fernand’ı iflasın eşiğine getirir. Tüm bunları yaparken kendisini kandıran savcı Vilfor’u da unutmaz tabii. Tüm bunları yapar, çünkü İf Şatosu’nda geçirdiği yılları delirmeden tamamlamasını ona tanrının sağladığını düşünür. Ona göre bunun da tek bir nedeni olabilir; tanrı onun intikamını almasını istiyordur.

5 yorum:

Adsız dedi ki...

ya süper..bnada lasımdı.iii oldu saolun valla.ama biraz daha açıklama lütfen:)

ultrANIL07 dedi ki...

Ödev hazırlamıyorum burada :) Daha fazlası çıkmaz benden.

jokeR dedi ki...

ŞAH SENİN FERNAND...

Adsız dedi ki...

film gibi bence çok heyecanlı ama kitabın tamamını okumak bundan bin kat daha güzel .....herkese bu kitabı tavsiye ederim.......

Adsız dedi ki...

güzel gerçekten