18 Eylül 2007 Salı

Goriot Baba (Honore de Balzac)

“Zengin olsaydım, servetimi korusaydım, onlara vermeseydim, şimdi burada olurlardı. Dudaklarıyla yanaklarımı yalarlardı. Bir konakta otururdum, güzel odalarım, uşaklarım, ateşim olurdu. Başucumda kocaları ve çocuklarıyla gözyaşı dökerlerdi. Bütün bunlar benim olurdu. Şimdiyse hiç. Para her şeyi verir insana, kızlarını bile. Ah! Param... Param nerede? Bırakacak hazinelerim olsaydı, yaralarımı sarar, bakarlardı bana. Seslerini duyar, yüzlerini görürdüm.”
Bu haykırışlar bir zamanlar Paris’de tek başına ayakta durmayı başarabilmiş, hayatını kızları Delphine ve Anastasie’ye adamış bir babanın son sözleridir. Bir başka deyişle Honore de Balzac’ın en ünlü yapıtlarından Goriot Baba’nın Goriot’unun son sözleridir. İhtiyar Goriot yıllar yılı buğday tüccarlığı yaparak geçimini sağlamış ve bu yolla iki kızına iyi bir hayat vermeye çalışmıştır. Goriot öyle bir babadır ki kızlarına akıl ve mantığın devredışı kaldığı bir sevgi beslemektedir. Yıllar geçer, kızlar büyür, Goriot iyiden iyiye çöker. Tahsillerini tamamlayan kızlar bir anda kendilerini Paris’in jet sosyetesinin içinde buluvermişler. Evlendikleri adamlar parlayan kentin ileri gelenlerindendir. Bu sayede Delphin, Madam de Nucingen; Anastasie de, Madam de Restaud oluvermişlerdir. Para her şeyi bir anda silmeye yetmiştir, geçmişi bile. Onları o noktaya taşıyan adamla, babalarıyla, bir süre göstermelik de olsa ilgilenen kızlar daha sonra ilgilerini çekince, bundan cesaret bulan kocaları da zavallı Goriot’un kıçına basmışlardır tekmeyi. Artık o geçmişten kalan birikimleriyle kalan yaşamını geçirmeye mahkum kalmıştır. Tüm yapılanlara rağmen kızlarına hiç suç atmamış, onlara sırtını dönmemiştir. Zamanında çok zengin olmasa da yoksul da sayılmayan bu adam artık Paris’in göbeğinde kimsesizdir. Kalan günlerini Paris’in kenar mahallerinden biri olan Saint-Marceau’daki Neuve Saint-Geneviéve Sokağı’nda bulunan Maison-Vauquer pansiyonunda geçirecektir.
Hikayenin bir diğer kahramanı da genelde Goriot’dan daha fazla ön planda bulunan Eugéne de Rastignac’dır. Rastignac üniversitede hukuk eğitimi almak için Paris’e gelmiştir. Ancak hayallerindeki Paris çok daha farklıdır. Rastignac Paris’de kalmak için ise Madam Vauquer’in pansiyonu olan Maison-Vauquer’i seçmiştir. Mekanın sıradışılığı, fakirliği ve acınırlığı, onun kente gelirken aklında beliren şatafatlı Paris ile büyük bir kontrast oluşturmaktadır. Her şeye rağmen Paris hakkındaki ve kendi geleceği üzerindeki planları devam etmektedir. Rastignac çok hırslı ve hep daha fazlasını hedefleyen bir gençtir. Ancak Paris gibi bir kozmopolit kentte var olabilmesi bulunduğu şartlar altında son derece güçtür. Çünkü kıt kanaat geçinen ve kazandıklarının yarısından fazlasını onu okutabilmek için ayıran bir ailesi vardır. Tüm bu handikapları göz önünde bulunduracak olursa yükselmesinin tek yolu Paris sosyetesinden zengin bir bayana kendini aşık etmesinden geçmektedir. Bir gece, Paris’de hatrı sayılır bir bayan akrabası tarafından, bir partiye davet edilir ve partide eline hayatının fırsatı geçer. Eugéne, Madam de Restaud ile tanışır. İlk başta herkes tarafında hor gürülse de genç adam kısa sürede bu çevreye ayak uydurmayı başarır. Tanıştığı bu genç ve güzel kadının geçmişine bir yolculuk yapınca onun, kaldığı pansiyonda yaşayan Goriot’un kızı olduğunu öğrenir. Bu durum Eugéne’de Goriot’un hayatına doğru bir merak uyandırır. Zamanla tüm hikayeyi öğrenir ve Goriot Baba’ya sebebini bilmediği bir yakınlık hisseder. Hayattaki tek gayesi kızlarına daha iyi bir yaşam sunabilmek olan bir adam, tüm yaptıklarının karşılığında nasıl böyle bir sonla karşılaşabilirdi ki? Bu gibi soruların muhasebesi ile beraber Rastignac’da, Madam de Restaud’ya ve her ne kadar tanımasa da diğer evlada karşı bir önyargı oluşur. Tüm bunlar olup biterken, elinde hiçbir şeyi kalmayan Goriot ise hâlâ kızları için nelerden fedakârlık yapabileceğini düşünmektedir.
Balzac çoğu eserinde toplumun tüm kesimlerinden gelen insanların hallerini gerçekçi bir dille anlatmaya çalışmıştır. Öyle ki bu tarz eserlerini İnsanlık Komedyası adı altında toplamıştır. Goriot Baba da bu eserlerden biridir. Kitapta birden fazla tema işler yazar, ancak hiç şüphesiz bunlardan en çok önplana çıkanı “baba olmak” temasıdır. Bir tarafta hayatını şuursuzca sevmeye adamış, bu uğurda kendini harcamış ve tüketmiş bir baba; diğer tarafta devamlı fazlasını isteyen, gücünü arttırmak hevesiyle eriyen, en büyük ideali günün birinde zengin ve itibar sahibi biri olmak olan bir genç. Her ikisi de kendi varoluşlarının ölçüsünü ayarlamakta zorlanmaktadır. İnsanların yaşamlarında sonsuz sevgi hırsı ya da buna duyulan açlık mı daha önemlidir, yoksa sınırsız para ve maddiyat sevdası mı? Belki daha derine iner ve yakın bir takipte bulunursak her ikisinin de dönüp dolaşıp bir yerlerde aynı kapıda buluştuğunu görebiliriz. Bu açıdan baktığımızda aslında en önemli meselenin ikisi arasındaki ölçüyü dengelemek ve bunların ikisine de aynı anda sahip olabilmektir. Kitabın son sayfasını çeviren herkes de illa ki kendi iç muhasebesini yapacak ve kendini bir evlat olarak sorgulamaktan geri kalmayacaktır.
Goriot Baba’yı okurken “Balzac benim sabrımı mı denemeye çalışıyor?” diye kendi kendine sorabiliyor insan. Öyle ki kitabı elinize alırsınız ve ilk 100 sayfa itibariyle tasvir bombardımanına uğrarsınız. Yalnız bu bombardımandan sağ kurtulabilirseniz kitabın geriye kalanı muhteşem bir gerçeklik sunar size, elinizden bırakamazsınız. Realizmi bir edebiyat akımı olarak düşünürsek eğer, Goriot Baba da o akımın kutsal kitabı sayılabilir. Bu bakımdan, benim gözümde, Balzac bu eseriyle edebiyatta gerçekçiliğin doruklarına bayrağı dikmeyi başarmıştır.

P.S: Okuduklarınız geçen sene ödevim için hazırladığım bir kitap eleştirisinden alıntıdır.

5 yorum:

arcoiris dedi ki...

Goriot Baba gerçekten okunması zor kitaplardan ama yarım bırakmamak lazım.Kitap tasvirlerle ve bissürü isimle insanın canını biraz sıkıyor.Ben kitabın ilk 50 sayfasında gerçekten sıkılmıştım ama sonra alıştım ve beğenmeye başladım.Adamın durumuna ne çok üzüldüğümü hatırlıyorum çok kötü şeyler yaşıyordu.Baya olmuş okuyalı yazın bir hatırlatma oldu bana da.

ultrANIL07 dedi ki...

Haklısın! Özellikle kitabın ilk üçte birlik kısmı tamamıyla karakter analizlerine ayrılmış. Zaten o kısımlar atlatıldıktan sonra pek sorun kalmıyor sanırım.

Emrah ATİK dedi ki...

Balzac benim için bir edebiyat tanrısıdır. Ki blogumda onun hakkında bir yazı var:)
Vadideki zambak, goriot baba ve evliliğin fizyonomisi üzerine adlı kitapları da favorimdir...
hakkındaki yazınızı keyifle okudum..
blogunuzu daha sık ziyaret edicem saygılar...

ultrANIL07 dedi ki...

@emrah atik;

Değerli görüşleriniz için teşekkür ederim. Beğendiğinize sevindim :)

Adsız dedi ki...

Türkçe öğretmenimin ödev vermesi nedeniyle goriot baba kitabını okudum.Güzel bir kitap, duydu dolu.Ben 12 yaşındayım ama gerçekten ilk 50 sayfasından sonra sıkılmadım(adım esma)