12 Kasım 2007 Pazartesi

Corpse Bride

Öncesi The Nightmare Before Christmas. 1993 yılında Tim Burton'un ellerinden çıkan ilk stop-motion animasyondu. Aslına bakılırsa ilk değildi. İlkti ama uzun metraj bakımından ilkti. İlk değildi çünkü ondan önce, 1982'de, Vincent vardı, bir kısa filmdi ama stop-motion animasyondu. Neyse! Demem o ki belki de ilk olmasından ve çoğunluk tarafından daha çok sevilmesinden ötürü stop-motionlar hakkında yazacaksam öncelik The Nightmare Before Christmas'ın olmalıydı. Ancak olmadı... Çünkü bu blogda benim sözüm geçer. Nıhahahhahaha!
Şaka bir yana, ben hep Corpse Bride'ın Noel Öncesi Kabusu'ndan daha iyi olduğuna inanmışımdır. Aslına bakılırsa "Farkı nedir?" diye sorsanız verecek bir cevabım olmaz. Çünkü tarz aynı, ortam aynı, karakterler neredeyse aynı ve hatta konsept dahi aynı. Lakin senaryo farklı... Beni cezbeden de budur zaten.
Senaryo dedim de senaryo tam olarak Tim Burton'a özgü değildir. Öyledir ama değildir. Off ben yine çelişkide kaldım. O halde şöyle izah etmeliyim; senaryo Tim Burton'un, evet, ama hikâye Rusya'da anlatılan bir 19.yüzyıl efsanesine dayanmaktadır. Şimdi onun hakkında da bilgi vermek gerek...
19.yüzyılda antisemitizm Doğu Avrupa'da son derece yaygındır. Bu düşünceye sahip insanlar Yahudi konvoylarının önünü keserler ve Yahudi çocukları doğuracakları gerekçesiyle buldukları gelinleri katlettikten sonra gelinlikleriyle gömerler. O zamanlar Rusya'da yaşamakta olan ve evlenmek üzere olan genç bir adam vardır. Bu genç yanına en yakın arkadaşını aldığı gibi müstakbel eşinin yaşadığı ve 3 günlük mesafedeki köye düğün için gitmek üzere yola koyulur. İlk gece iki genç bir nehrin kenarında kamp yapmaya karar verirler. Ancak bizim damat adayı heyecandan uyuyamamaktadır. Çünkü işler yolunda gittiği takdirde birkaç gün içinde evlenecektir. O gece genç adam bir ağacın altında gördüğü ve garip bir şekilde kurumuş bir ele benzettiği ağaç dalına yaklaşır. Dalın etrafında döner, şarkılar söyler ve evlilik yeminini ettikten sonra dalın parmağa benzeyen bir çıkıntısına nişan yüzüğünü yerleştirir. Kendince nişan provasını yapmıştır. Ancak o an garip olaylar silsilesinin henüz başladığı andır. Toprak yerinden oynar, yer yarılır... Az önce ele benzettiği dal gerçekten de bir eldir. Ve bir anda önlerinde ölü bir gelin belirir. Ölü gelinin birçok yerinde çürükler vardır ve çürüklerin içinden kurtçuklar çıkmaktadır. Gelin konuşur: "Şarkılar söylediniz, evlilik yeminini ettiniz ve parmağıma nişan yüzüğünü taktınız. Şimdi sizinle karı kocayız. Gelin olarak haklarımı istiyorum"... Gördükleri ve duydukları karşısında şok olan iki genç toplanamadan tabanları yağlarlar ve 3 günlük mesafeyi bir günde alırlar. Evleneceği kızın köyüne geldiklerinde ilk işleri bir din adamı bulmak olur. Olayı din görevlisine anlattıkları sırada ölü gelinimiz kapıdan içeri dalar ve gelin olarak haklarını istediğini bir kez daha yineler. Bu sırada bulundukları yere damat adayının evlenecek olduğu hanım kızımız gelir. Gördükleri karşısında şok olur ve evlenememekten korkar. Din görevlisi bir meclis kurar ve diğer din adamlarıyla biraraya gelir. Aldıkları karar son derece açıktır: Evlilik yemini edildiği için evlilik geçerlidir ancak ölüler yaşayanlar üzerinde bir hak talep edememektedirler. Ölü gelin ağlamaya başlar ve "Yaşama dönebilmem için elimdeki tek şansı da kaybettim, düşlerim hiçbir zaman gerçekleşemeyecek" dedikten sonra yeniden cansız bir şekilde yere yığılır. Bunu gören gelin adayı kızımız ise ölü gelinin yanına gider ve eğilir. Akabinde ölü gelinin gözlerini kapadıktan sonra onun kulağına merak etmemesini, düşlerini onun yerine kendisinin yaşayacağını, ve hatta onun çocuklarını da doğuracağını söyler. Sonra da onu yaptırdığı güzel bir mezara defnettirir. Gelin adayı kızımız ile damat adayı gencimiz hoş bir düğün ile dünya evine girerler, uzun yıllar mutlu bir şekilde yaşarlar.
İşte bu efsane bizim Tim'e ilham kaynağı olur. "Ben seviyorum korku öğeleri kullanmayı, bunu da kullanayım" der ve muhteşem bir eser çıkarır. Hikâye birebir aynı olmasa da büyük oranda benzerdir (nasıl bir cümle şimdi bu)!
Karakterlere sesleri ile hayat veren isimler ise tam Tim Burton'luk. Başrol karakterlerimizden Victor'u Johnny Depp, bir diğeri olan Ölü Gelin'i ise Helena Bonham Carter seslendirmiş mesela. Çok seviyorum ben bu kadını ya. Ancak Tim Burton'un eşi olması dolayısıyla ses etmeyeceğim.
Bir de müzikleri var tabii bu filmin. Aslında müzikler bu filmin her şeyi. Stop-motion bir müzikal aslında bu film. %70'i de şarkılarla dolu, ne güzel! Peki kim yapmış bu müzikleri? Söylememe gerek yok sanırım. Yahu kim yapar Tim Burton filmlerinin müziklerini. Yine de bilmiyorsanız çaktırmadan burayı tıklayabilirsiniz. Hele bu filmde Ölü Gelin tarafından söylenen bir Tears to Shed şarkısı var ki tadından yenmez. Hatta sözlerini de yazayım tam olsun, ondan sonra da yazı bitsin...

If I touch a burning candle I can feel no pain
If you cut me with a knife it's still the same
and I know her heart is beating and I know that I'm dead
Yet the pain here that I feel is trying to tell me it's not real
and it seems that I still have tears to shed

If i touch a burning candle I can feel no pain
in the ice or in the sun it's all the same
Yet I feel my heart is aching
though it doesn't beat it's breaking
and the pain here that I feel is trying to tell me it's not real
I know that I'm dead
Yet it seems that I still have tears to shed

4 yorum:

arcoiris dedi ki...

Ne kadar üzülmüştüm ölü gelin bu şarkıyı söyleyince,yazık ya:(

ultrANIL07 dedi ki...

Arada sırada sırf o sahne için DVD'yi alırım rafından...

PERİLİ KÖŞK dedi ki...

kızlarımın en favori filmlerinden ,bense hala izlemedim...:(

ultrANIL07 dedi ki...

Umarım izlemiş olmanızın sebebi filme 'çocuk filmi' gözüyle bakıyor oluşunuz değildir! :)