He could build a house, but he couldn’t build a home. (The Lake House - Keanu Reeves)NOT: Biliyorum, pek büyük bir film değil ama filmin akışı doğrultusunda etkileyici bir söz.
He could build a house, but he couldn’t build a home. (The Lake House - Keanu Reeves)
Avustralya kıtasında kıtayı baştan sona saran çitler vardır. Bu çitlerin amacı tamamen çiftçilerin ekinlerini korumaktır. Çünkü bölgedeki tavşanlar kalabalık şekilde çiftçilerin mahsullerine saldırarak harap etmektedirler. Bu nedenle hükümet tarafından tavşan geçirmez çitler olarak bilinen bu çitler çekilir. Bu çitler bir bakıma çiftçiler ile tavşanlar arasında geçilmesi yasak bir sınır görevi görür.
"Do you know what you're supposed to do, to meet a mermaid? You go down to the bottom of the sea, where the water isn't even blue anymore, where the sky is only a memory, and you float there, in the silence. And you stay there, and you decide, that you'll die for them. Only then do they start coming out. They come, and they greet you, and they judge the love you have for them. If it's sincere, if it's pure, they'll be with you, and take you away forever."
Komedyen Şahan Gökbakar bir dönem çok beğenilen tiplemesi Recep İvedik'i sinemaya uyarlamaya hazırlanıyormuş. Recep İvedik Tatilde ismiyle vizyona girecek olan filmin çekimlerine Antalya'da başlanmış bile. Bakalım A mı diyecek, B mi diyecek, yoksa C mi? Bekleyelim bakalım, 15 Şubatta vizyona girecekmiş zaten. Bu kadar kısa sürede çekilen film nasıl olur, ona da bakacağız artık.
Pirates of the Caribbean üçlemesinin son filmi olan At World's End 22 Kasım 2007 tarihinden tüm dünya ile aynı anda Türkiye'de de DVD formatında piyasaya sürüldü. Serinin daha önceli filmlerinde olduğu gibi tek disc ya da çift discli versiyonlarını bulmak mümkün. Çift diskli versiyonda bulunan özel seçenekler şöyle;
Ülkü Adatepe'nin Dolmabahçe'yle tanışması biraz tesadüftür. Mustafa Kemal kendisine delicesine aşık olan Fikriye hanımın aslında bir muamma olan intiharından oldukça etkilenmiştir. Aslında sadece bununla kalmamış Latife hanımla olan evliliği de tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Bu yüzden Mustafa Kemal'in evlatlık edindiği çocukların çoğu kızdır. Ulu önderin hayatı boyunca düştüğü tek yanılgı kadınlar yüzünden olmuştur. Bu da daima kendisini kadınlara duygusal kılmıştır.
Yanlış hatırlamıyorsam 1997 yılıydı. Yeni evimize taşınmıştık ve taşındığımız ilk gün eşyalar yerli yerine yerleşmemişti haliyle. Eklemekte de fayda var yaz aylarındaydık. Gündüzki hengameden sağ çıktıktan sonra günün verdiği yorgunlukla yerleşme işinin kalan kısmını ertesi güne bırakmak en anlamlısıydı. Babam o akşam dışarıya çıkmıştı. Markete gitmiş olmalıydı. Eve döndüğünde elindeki Tempo dergisini karıştırmaya çoktan başlamıştı. Kardeşim ve benim küçük yaşımız dolayısıyla ne gibi aptallıklar yaptığımızı hatırlamıyorum bile. Neyse, konu da bu değil zaten. Babam bir süre sonra bizi yanına çağırdı. Ben ilkokulu tamamlamıştım, kardeşim ise üçüncü sınıfa başlayacak olmalıydı. Nereden estiyse artık babam karne hediyesi almak istemiş olmalıydı ki dergideki iki yeni oyun konsolunu işaret etti bize. O zaman kadar MicroGenius'daki milyon tane kareden oluşan grafikleriyle televizyonumuzu süsleyen oyunlardan başka bir şey bilmiyorduk. Dergide çok yakın bir zamanda piyasaya sürüleceği belirtilen iki konsola şöyle bir baktım. Yazının başlığında "Dünyanın en iyi oyun bilgisayarı Türkiye'ye geliyor" gibi ibare yer alıyordu. Çocuğuz ya hemen kaşları kaldırıp masumane bir tavır takındıktan sonra babaya içli bir bakış attık. O da "Hangisini istiyorsunuz?" diye sordu tabii. Her zaman Sony markası isim olarak karizma gelmiştir bana. Sega Saturn'ü bir kenara atıp "Sony Play Station olsun" dedim. Okunduğu gibi telaffuz edemiyordum tabii :) Sonradan öğrenecektik ki babam ertesi gün ön siparişi bile vermiş.
Bandı 3-4 gün ileri saralım. Çünkü o 3-4 gün içinde anlatılacak bir hadise olduğunu sanmıyorum. Varsa da mal mal kutudaki resimlere bakmaktan daha öte bir şey olduğunu sanmıyorum. Neyse! Babam seyahatinden dönüp de konsolu kurduğumuzda adeta kardeşim ve benim ağzımızın suyu akıyordu. Alışık olmadığımız bir şeydi çünkü. Bir anda MicroGenius'dan Play Station'a geçtiğinizi hayal ederseniz halimizi anlamanız güç olmayacaktır. Yalnız sorunlar bitmek bilmiyordu. Heyecanımız yatışmıyordu çünkü. Durmadan yeni oyunlar almak istiyordu deli gönül. Lakin problem de burada yaşanıyordu zaten. O vakitler konsola çip taktırma gibi bir güzellik olmadığından paşa paşa orijinal oyun almak zorundaydı Play Station sahipleri. Oyunlarda o zamanın parasıyla 60 milyon Türk Lirası'ndan başlıyordu. İşin kötüsü makinayla birlikte bir de demo cdsi vermişlerdi. Bu cdde birkaç Play Station oyununun bir bölümünü oynayabiliyordunuz. Sonra en heyecanlı yerinde kesilince de orijinalini almak istiyordunuz. Pazarlama açısından zekice bir işti, inkar edemem. Fakat çocuklar pazarlama nedir bilmez. Oyun ister onlar, oynamak ister. Her zaman daha fazlasını ister. Pepsi gibi... Bu iğrençti :)
"Bir sevgi filmi" vardı biz küçükken. Büyüme çağımızda pazar sabahlarının TRT ekranlarındaki değişmez birkaç filminden biriydi bu. Arı kovanlarından bal araklarken düşen bir kaya parçası yüzünden annesini kaybeden yavru bir ayının doğanın vahşeti içinde tek başına verdiği yaşam savaşının öyküsünü anlatırdı bu film. Sonra bu yavru ayı bir ormandaki avcıların saldırısından yaralı olarak kurtulmuş çok daha büyük bir ayının yanına gider ve o ayının yaralarını temizlemesine yardımcı olur. Büyük olan da hemen sahiplenir onu. Sonra avcılar yeniden harekete geçer ve olaylar gelişir :)
İnandığı tüm kutsal değerler ve tanrı adına çıktığı Haçlı Seferleri'nden tanrının varolduğuna dair tek bir kanıt bulamadan hayalkırıklığı içinde evine dönmekte olan bir şövalye ve onun tanrıya inanma işini çok önceden bırakmış olan yandaşı... Veba ve şeytanla işbirliği yapıp bu salgını yaydığına inanılan çocuk yaştaki genç bir kız... Seyyar bir tiyatro ekibi... Ve hepsinin ötesinde ölümün kendisi... Hepsinin yolu Yedinci Mühür'de kesişiyor. Antonius Block tanrının doğum, yaşam, ölüm ve en nihayetinde tanrının varlığına dair somut kanıtlar arayan bir şövalyedir. Tanık olmadığı mucizeleri dinlemek onun için bir şey ifade etmemektedir. O zamana kadar bunların hiçbirini sorgulamamıştır. Ancak çıkmış olduğu Haçlı Seferleri'nden hüsranla dönmesi onu farklı bir arayışa itmiştir. Yandaşı ve aynı zamanda yardımcısı olan Jöns ile birlikte yaptığı dönüş yolculuğu sırasında bir gün yolu Ölüm ile kesişir. Artık zamanı dolmuştur, Ölüm onun için gelmiştir. O sırada Block, Ölüm ile bir anlaşma yapar ve onu satranç oynamaya davet eder. Oyun sürdüğü müddetçe hayatta kalabilecektir. Hem anlaşmalarına göre Ölüm'ü mat edebildiği takdirde yaşamına da devam edecektir. Oyunları sürüp giderken yolculukları da devam etmektedir. İlerledikçe görürler ki uğradıkları her yerde veba salgını yüzünden insanlar feci şekilde hayatlarını kaybetmektedirler. Üstelik bu salgının tek sorumlusu da şeytanla anlaşma yaptığı ileri sürülen gencecik bir kızdır. Kutsal değerler hakkında sorgulama yolunu seçen Block ise şeytanın gerçekten varolup olmadığını öğrenebilmek için bu kızı görmek ister. Çünkü şeytana ulaşabildiği takdirde tüm sorularına yanıt alabilecektir. Ölümün dahi cevabını bilmediği sorular...