attila ilhân etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
attila ilhân etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2008 Salı

Beş Dakika Bekle Git

Sen İstinye'de bekle ben buradayım
içimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
Çünkü ben buradayım, karanlıktayım
belki gelmem gelemem, beş dakika bekle git.

Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
şarabım bütün ekşi, suyum soğuk
yanımda olmadın mı seni daha çok seviyorum
belki gelmem gelemem, beş dakika bekle öyle git

Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin?
Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç?
Karanlık adamlar hüviyetini sordu mu hiç?
Ben senin olmadığını arıyorum
belki gelmem gelemem, beş dakika bekle öyle git

Bana ait ne varsa seni korkutuyor
sana ait ne varsa hiçbiri benim değil
belki ölmek hakkımı kullanıyorum
belki gelmem gelemem, beş dakika bekle öyle git.

Attila İLHAN

14 Ağustos 2008 Perşembe

Üçüncü Şahsın Şiiri

Gözlerin gözlerime değince
felâketim olurdu ağlardım
Beni sevmiyordun bilirdim,
bir sevdiğin vardı duyardım;
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım,
felâketim olurdu ağlardım

Ne vakit Maçka'dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgâr aklımı alırdı
sessizce bir cıgara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felâketim olurdu ağlardım

Akşamlar bir roman gibi biterdi
Jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felâketim olurdu ağlardım.

Attila İLHÂN

27 Mayıs 2008 Salı

Sisler Bulvarı

NOT: Az sonra okuyacağınız şiir, kanımca, Türk şiirinin zirve noktasıdır. Grup Dinmeyen tarafından bestelenmiştir ayrıca. Onun tadı da ayrıdır. Okuyun ve dinleyin.

-------------------------------------------------------------------------------------------------

Elinin arkasında güneş duruyordu
aylardan kasımdı üşüyorduk
Ağacın biri bulvarda ölüyordu
Şehrin camları kaygısız gülüyordu
Her köşe başında öpüşüyorduk

Sisler Bulvarı'na akşam çökmüştü
omuzlarımıza çoktan çökmüştü
Kesik birer kol gibi yalnızdık
Dağlarda ateş yanmıyordu
Deniz fenerleri sönmüştü
birbirimizin gözlerini arıyorduk

Sisler Bulvarı'nda seni kaybettim
Sokak lambaları öksürüyordu
Yukarıda bulutlar yürüyordu
Terk edilmiş bir çocuk gibiydim
dokunsanız ağlayacaktım
Yenikapı’da bir tren vardı

Sisler Bulvarı’nda öleceğim
sol kasığımdan vuracaklar
bulvar durağında düşeceğim
gözlüklerim kırılacaklar
Sen rüyasını göreceksin
Çığlık çığlığa uyanacaksın
Sabah kapını çalacaklar
elinden tutup getirecekler
Beni görünce taş kesileceksin
Ağlamayacaksın! Ağlamayacaksın!

Sisler Bulvarı’ndan geçtim, sırılsıklamdı
Islak kaldırımlar parlıyordu
Durup dururken gözlerim dalıyordu
bir bardak şarapta kayboluyordum
gece bekçilerine saati soruyordum
evime gitmekten korkuyordum
Sisler boğazıma sarılmışlardı

Bir gemi beni Afrika’ya götürecek
ismi bilmem ne olacak
Kazablanka’da bir gün kalacağım
Sisler Bulvarı’nı hatırlayacağım
Kırmızı melek şarkısından bir satır
Lodos’dan iki
Senin kirpiklerinden bir satır
simsiyah bir satır hatırlayacağım
Seni hatırlatanın çenesini kıracağım
Limanda vapurlar uğuldayacak

Sisler Bulvarı bir gece haykırmıştı
ağaçları yatıyordu yoksuldu
bütün yaprakları sararmıştı
bütün bir sonbahar ağlamıştı
Ağlayan sanki İstanbul’du
"Öl" desen belki ölecektim
İçimde biber gibi bir kahır
bütün şiirlerimi yakacaktım
Yalnizlık bana dokunuyordu.

Eğer Sisler Bulvarı olmasa
eğer bu şehirde bu bulvar olmasa
sabah ezanında yağmur yağmasa
şüphesiz bir delilik yapardım
Hiç kimse beni anlayamazdı
Onbeş sene hüküm giyerdim
dördüncü yılında kaçardım
Belki kaçarken vururlardı

Sisler Bulvarı’ndan geçmediğin gün
Sisler Bulvarı öksüz ben öksüzüm
Yağmurun altında yalnızım
ağzım elim yüzüm ıslanıyor
tren düdükleri iç içe giriyorlar
aklımı fikrimi çeliyorlar
Aksaray’da ışıklar yanıyor
Sisler Bulvarı ayaklanıyor
artık kalbimi susturamıyorum

Attilâ İLHAN

24 Mayıs 2008 Cumartesi

Ayrılık Sevdaya Dahil

Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
Rüzgâr uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
Onu çok arıyorum, onu çok arıyorum
Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
Bir yerlere yıldırım düşüyorum
Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil, çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
Hiçbir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte her şey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişleyen yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sahili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
Çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
Yalnızlık, hızla alçalan bulutlar, karanlık bir ağırlık
Hava ağır, toprak ağır, yaprak ağır...
Su tozları yağıyor üstümüze
Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır?
Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
Karanlık çöktü denize
Yalnızlık çakmak taşı gibi sert, elmas gibi keskin
Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
Kapını bir çalan, olmadı mı hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
hâlâ kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek aşkımız.

Attilâ İLHAN

22 Mayıs 2008 Perşembe

Mustafa Kemal

Dağ başını efkâr almış
gümüş dere durmaz ağlar
Gözyaşından kana kesmiş gözlerim
Ben ağlarım çayır ağlar çimen ağlar
Ağlar ağlar cihan ağlar
Mızıkalar iniler ırlam ırlam dövülür
Altmış üç ilimiz altmış üç yetim
yıllar gelir geçer kuşlar gelir geçer
her geçen seni bizden parça parça götürür
Mustafa'm, Mustafa Kemal'im

Diz dövdüm
gözlerim şavkı aktı Sakarya'nın suyuna
Sakarya'nın suları nâmın söyleşir
Hemşehrim Sakarya, öksüz Sakarya
Ankara'dan uçan kuşlar
Kemal'im der günler günü çağrışır,
kahrolur bulutlara karışır
Gök bulut yaşmak bulut
Uca dağlar dev boyunlu morca dağlar
divan durmuş bekleşir
Mustafa'm, Mustafa Kemal'im

Nasıl böyle varıp geldin, hoşgeldin
Çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin
Şol yüzünde güneş südü sıcaklık
Ellerinden öperim Mustafa Kemal
Senin dalın yaprağın biz senin fidanların
Biz bunları yapmadık
Sen elbette bilirsin bilirsin Mustafa Kemal
Elsiz ayaksız bir yeşil yılan
Yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal
Hani bir vakitler Kubilay'ı kestiler
çün buyurdun kesenleri astılar
Sen uyudun asılanlar dirildi
Mustafa'm, Mustafa Kemal'im

Karalar kuşanmış Karadeniz akmam diyor
Dokunmayın ağlamaktan bıkmam diyor
Bu gece kıyamet gecesi bu vapur Bandırma vapuru
Yattığın yer nur olsun Mustafa Kemal
Ben ölümden korkmam diyor
korkmam diyen dilleri toz oldu toprak oldu
Değirmen döndü dolandı yıllar oldu
bir kusur işledik bağışlar mı kimbilir
O bize öğretmedi kazan kaldırmasını
günahı vebali öğretenin boynuna
erdirip oldurana ana avrat sövmesini
Yüreğim kırıldı kanım kurudu
Var git Karadeniz, var git başımdan
Mızıka çalındı düğün mü sandın
Bir yol koyup gideni gelir mi sandın
Mustafa'm, Mustafa Kemal'im

Ankara'nın taşına bak
Tut ki baktım uzar gider efkârım
Çayır ağlar çimen ağlar ben ağlarım
Gözlerimin yaşına bak
Ankara Kalesi'nde, Rasattepe'de
bir akça şahan gezer dolanır
yaşın yaşın mezarını aranır
Şu dünyanın işine bak
Mustafa'm, Mustafa Kemal'im.

Attilâ İLHAN