nuri bilge ceylan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nuri bilge ceylan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mayıs 2008 Pazar

"Yalnız ve Güzel Ülkeme..."

Çok garip bir ülkeyiz biz. Diğer ülkeler de bu durumda mıdır ama zaten bizi de çok ilgilendimiyor onların durumu. Kendi bahçemizin önüne bakmamız, dikkat etmemiz gerekiyor. Kadınlarımız sabahları Seda Sayan, Petek Dinçöz ve Esra Ceyhan'ı izlemek için kurulur televizyonun karşısına. O açmış, öteki işsiz, bir diğeri de kocasından dayak yemekteymiş. Evet, son derece ilgilendirir başkalarının özeli bizi. Magazin programlarının reyting oranlarının tavan yapması da bunun bir göstergesidir. Bir Allah'ın kulu da çıkıp "Yahu size ne Hülya Avşar'ın, Gülben Ergen'in özel yaşantısından" diye sormaz, soramaz. Asıverirler adamı. Bir kitap okumak, bir gazete almak hak getire... Akşam olur erkekler ele alır kumandayı. Kanal kanal dolaşılır ve en nihayetinde bir spor karşılaşması bulunur. Akşam eve geldiğinde yorgundur adam. "Hanım bu akşam da bir tiyatroya gidelim" demez. Koltuğa kurulup, ayakları uzatmak iyidir. Sonra da neden bu milletin genel kültür seviyesi yerlerde sürünüyor diye düşünür dururuz. Sokaktaki adamın karşısına geçsek ve sorsak en beğendiğiniz yerli yönetmen kim diye, muhtemelen alacağımız cevap Sinan Çetin olur. Bir onu bilirler çünkü. Neden? Televole'de o var da o yüzden. Sessiz, sakin, kendi hâlinde bir şeyler başarmaya çabalayan isimlerimizi ne gazeteler yazar ne televizyonlar haber yapar.
Nuri Bilge Ceylan... Kaç kişi biliyor bu ismi? Kasaba, Mayıs Sıkıntısı, İklimler, Uzak... Peki bunlar ne çağrıştırıyor? "100 kişiye sorduk..." diye başlayan bir anket çözümlemesi yapsam o 100 kişinin kaçı doğru yanıtı verebilir? Bir tahminim var ama söylemeyeyim. Asmasınlar sonra beni de! Neyse, hâlâ bilmeyenlerin bilmesini sağlayalım öyleyse. 1959 İstanbul doğumlu kendi hâlinde bir sanatçı. Profesyonel fotoğrafçılık yapıyor. Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümünden mezun. Ancak yolunu mezun olduğu bölümden çok uzakta çizdi kendisi. Sonra sinemaya atıldı. Kimsenin desteğini almadan çalıştı, çabaladı. Uluslararası alanda sayısız ödüle boğuldu yapıtları. Müzisyen Sting onu Lars von Trier, Federico Fellini ve Tarkovski gibi yönetmenlerin varisi olarak nitelerken ve Meg Ryan kendisini özel olarak kutlarken kendi ülkesinde herkes hayatına Nuri Bilge Ceylan'ın isminden dahi bihaber devam ediyordu. İklimler ve Uzak ile dünyanın en önemli film festivali olan Cannes'de büyük ödüle aday gösterildi. Büyük ödülü kucaklayamasa da bu festivalden ödüllerle dönmesini bildi. Son filmi Üç Maymun ile de 2008 Cannes Film Festivali'nde hem Altın Palmiye'ye hem de en iyi yönetmen ödülüne aday oldu. Ödüller bu akşam açıklandı. Altın Palmiye evsahibinde kalırken, sahnede en iyi yönetmen ödülünü açıklayacak olan Sean Penn'in ağzından çıkanlar sadece üç kelimeden ibaretti: "Nuri Bilge Ceylan"...
Muhtemelen yarın gazetelerde göremeyeceğiz bu haberi. Ha, belki kenarda köşede bir yere çok dikkatli göz gezdirirsek küçük bir sütun ayrılmış olduğuna tanıklık edebiliriz. Nuri Bilge Ceylan'ın bu akşam elde ettiği ödül çok büyük bir uluslararası başarıdır. "Ülkeni kötülemeden başarı elde edemezsin" kanısının aksine zekası ve yeteneği ile sonuna kadar hak ederek elde etmiştir bu ödülü. Hepsinden öte ödülünü almak için kürsüye çıktığında öyle bir konuşma yapmıştır ki hem dakikalarca konuşulsa anlatılamayacak duyguları tek bir cümle ile anlatmış hem de Cannes'den kilometrelerce ötede bulunan bizleri (en azından beni) hüngür hüngür ağlatmıştır; gururdan tüylerimizi diken diken etmiştir. Yazıyı NBC'nin kürsüde yapmış olduğu konuşma ile kapatmak istiyorum:
"...and I'd like to dedicate the prize to my lonely and beautiful country which I love passionately."

30 Eylül 2007 Pazar

Uzak

21 yıllık bir ara gerekti Türk sinemasından çıkacak bir filmin Avrupa'nın önemli film festivallerinden birinden ödülle dönmesi için. Yılmaz Güney'in Yol'u 1982'de Cannes Film Festivali'nden Altın Palmiye dahil üç ödülle dönünce Türk sinemasının yıldızı bir anda parlamıştı. Ancak o tarihten sonra kaydadeğer pek bir şey görülmedi sinemamızda. Kendi içimizde yaptığımız film festivallerinde alınan ödüller kendimizi tatmin etmekten başka bir işe de yaramıyordu doğru. O yıllar 23 yaşında bir genç olan Çanakkaleli çocuk Boğaziçi Üniversitesi'nde elektrik elektronik mühendisliği okuyordu. O zamanlar fotoğraf çekmekten başka büyük hobisi olmayan bu genç, Yılmaz Güney Altan Palmiye'yi kucaklarken neler düşünmüştür acaba?
Geçen yıllar bu gencin serpilmesini sağlar. Nuri Bilge Ceylan okuduğu bölümün aksine kendisi yolunu fotoğrafçılık ve sinema üzerine kurar. Yönetmenlik koltuğuna ilk kez Kasaba filmi ile oturur. Bu filmin yarattığı yankının ardından iki yıl sonra (1999) da Mayıs Sıkıntısı ile karşımıza çıkar Nuri Bilge Ceylan. Bu iki filmin yarattığı atmosfer ve köy yaşantısının saflığı izleyiciyi büyülemeyi başarmıştır. Ardından o büyük yapım gelir 2002 yılında. Ceylan, Uzak isimli filmini yapar ve olanlar olur. Önce yurtiçinde aldığı çok sayıda ödülle adından oldukça söz ettirir bu film. O zamana kadar Nuri Bilge Ceylan ismini duymayanlar bir anda merak ederler bu ismi. Film Altın Portakal'dan en iyi film dahil 4 ödülle döner. Ayrıca San Sebastian Film Festivali ve Chicago Film Festivali'nden de boş dönmez. Sonra sıra Cannes Film Festivali'ne gelir. Başta da dedim ya, tam 21 yıl aradan sonra bir Türk filmi Cannes'da Altın Palmiye için yarışacaktır. Film bu festivalde en iyi film ödülünü kucaklayamaz ancak En İyi Aktör, Jüri Büyük Ödülü ve Fransa Kültür Ödülü'nün sahibi olmayı başarır.
Peki ne anlatır Nuri Bilge Ceylan bu filmde? Mahmut İstanbul'da yaşayan orta yaşlı ve başarılı bir fotoğrafçıdır. Eşi kendini terk ettikten sonra tek başına yaşadığı evinde bunalım yaşamaktadır. Bir bakıma parası zenginliğini örtememiştir. Doğu'da bir köyde yaşayan kuzeni Yusuf ise köyde çalıştığı fabrikanın kapanmasından ötürü işsiz kalmıştır. Üstelik annesi de hastadır ve ona bakmak zorundadır. Köyüyle vedalaşmasının ardından karda kışta düşer İstanbul yollarına. Küçüklüğünden beri İstanbul hep uzak görünmüştür gözüne. Ancak gitmekten başka çaresi de yoktur. İstanbul'a geldiğinde başını sokacak bir haneye ihtiyacı vardır ve bu doğrultuda kuzeni Mahmut'un evine gitmeyi düşünür. Mahmut ilk başlarda Yusuf'u çok iyi karşılar ve evini kendisine açmak konusundan hiç tereddüt etmez. Çünkü Yusuf kendisine iş bulana kadar kalacağını söylemiştir. Lâkin geçen zaman durumu her ikisi için de farklı kılar. Yusuf iş bulmak için dışarı her çıkışında eve eli boş döner ve oldukça vurdumduymaz tavırlar sergilemeye başlar. Bir süre sonra İstanbul'un cazibesine kapılır ve bir de aşık olur. Evden dışarıya her adım atışında ya İstanbul'u geziyor ya da aşık olduğu kızı gizli gizli takip ediyordur. Bu duruma iyiden iyiye canı sıkılmaya başlayan Mahmut'un ise artık dayanmaya takati kalmamıştır. Film ilerledikçe anlarız ki "uzak" olan Yusuf'un uzun yolculuğu değil, insanların birbirleriyle olan ilişkileridir.
Filmin geçtiği mekan Nuri Bilge Ceylan'ın İstanbul'daki evidir. Ayrıca birkaç sahnede gördüğümüz araba da Ceylan'ın kendi arabasıdır. Uzak'ta Mahmut'u canlandıran Muzaffer Özdemir yönetmenin çok yakın arkadaşıdır. Ayrıca Yusuf karakterine hayat veren Mehmet Emin Toprak ise Ceylan'ın gerçek hayatta kuzenidir ve 2 Aralık 2002'de Çanakkale'de geçirdiği trafik kazası sonucunda 28 yaşında iken hayata veda etmiştir.

29 Ağustos 2007 Çarşamba

Nuri Bilge Ceylan ve Türk Sineması


Türk sineması son zamanlarda gözardı edilemeyecek bir yükseliş içinde. Son dönemde sinema salonlarını süsleyen Gomeda, Çılgın Dersane, Son Osmanlı vb. gibi yapımlardan bahsetmeyeceğim. Tek başlarına bir şeyler yapmaya çalışan birkaç adam var piyasada ve ben de onlardan biri hakkında konuşacağım. Özellikle Nuri Bilge Ceyhan bu açıdan dünyadaki gururumuz oldu. Cannes Film Festivali’nde Sting onu sahneye Lars von Trier, Tarkovski ve Fellini gibi isimlerin varisi olarak sahneye davet etti. Uzak filminin Cannes’daki başarısının ardından yanına gelen Meg Ryan "Aktörleriniz oyunculuk dersi verdi" diyerek kendisini onore etmiştir. Yapımlarının tahmin etmesi güç zorluklar içinden çıkması da aslında Nuri Bilge Ceylan’ın ne kadar büyük bir yönetmen olduğunun kanıtıdır. Durmaksızın Amerikan filmlerini izlemektense biraz Avrupa filmlerini, özellikle de kendi filmlerimizi izlemekte fayda var. Bu konuda ne kadar eksik olduğumuzu şöyle açıklayabilirim. Uzak filmi Cannes Film Festivali’nde ödülleri silip süpürdükten sonra bu filmi ülkemizde izleyen kişi sayısı 20 bin iken, bu rakam yalnız Fransa’da 100 bindi. Vizyondaki abuk sabuk filmlere saygı gösteren Türk sinema izleyicisinin sinema bilgisi de az çok buradan anlaşılıyor. Örnek vermek gerekirse Çılgın Dersane isimli film bile demeye dilimin varmadığı yapım Gemide, Eşkiya, Muhsin Bey, İklimler, Uzak vb. gibi filmlerden daha çok tanınıyor. Dünyanın önünde saygıyla eğildiği bir yönetmenimiz var ve bu adam hakettiği değeri kendi ülkesinde göremiyor. İlerleyen günlerde yazacağın zaten Nuri Bilge Ceylan filmleri hakkında da. Coming Soon!

27 Ağustos 2007 Pazartesi

Fotoğraf da Sanattır

Susuyorum! Söz sırası Nuri Bilge Ceylan'ın objektifinde.


Golden Horn, Istanbul

Golden Horn in Winter, Istanbul

Dog Crossing the Road

Curved Street in Winter, Istanbul

Country Road

Boy with a Sling